
Çocuğumuz Üniversiteyi Kazandı, Peki Biz Onu Bırakmaya Hazır mıyız?
Üniversite sonuçları açıklandı. Bazı evlerde sevinç, bazı evlerde burukluk, bazı evlerde ise sessiz bir telaş var.
Çünkü çocuk büyüdü.
Yıllarca derslerini, sınavlarını, tercihlerini takip ettiğimiz; “Üşütme, geç kalma, dersini çalış, bunu yap, şunu yapma” diyerek korumaya çalıştığımız çocuk, şimdi ilk kez ailesinden ayrılıp başka bir şehirde kendi hayatını kurmaya hazırlanıyor.
Belki de asıl soru şu:
Çocuğumuz üniversiteye gitmeye hazır mı, yoksa biz onu göndermeye hazır mıyız?
İlk kez ailesinden ayrılan bir genç için üniversite yalnızca eğitim hayatının yeni bir basamağı değildir. Aynı zamanda çocukluktan yetişkinliğe geçişin önemli bir eşiğidir.
Kendi kararlarını vermek, kendi hatalarıyla yüzleşmek, parasını yönetmek, arkadaşlıklarını seçmek, zamanını planlamak ve gerektiğinde yardım istemeyi öğrenmek…
Bunların hepsi büyümenin parçalarıdır.
Tam da burada ebeveynlere önemli bir hatırlatma yapmak gerekiyor:
Çocuğunuz sizin bir parçanız değildir. O, sizin hayallerinizi gerçekleştirmek için dünyaya gelmiş bir proje de değildir. O, kendi düşünceleri, tercihleri, sınırları ve hayatı olan bir bireydir.
Elbette kaygılanacağız.
“Acaba yalnız kalır mı?”
“Yanlış insanlarla arkadaşlık eder mi?”
“Derslerini aksatır mı?”
“Başına bir şey gelir mi?”
Bu sorular çok insani. Fakat kaygımız arttıkça çocuğumuzun hayatını uzaktan yönetmeye başlarsak, onun yetişkinleşmesini zorlaştırabiliriz.
Her gün nerede olduğunu sormak, kimlerle görüştüğünü kontrol etmek, verdiği her karara müdahale etmek bazen sevgi gibi görünür. Oysa sevgi ile kontrol arasında önemli bir fark vardır.
Çocuğu korumak başka, onun yerine yaşamak başkadır.
İlk kez ailesinden ayrılan gençlere de bir çağrım var:
Korkabilirsiniz. Özleyebilirsiniz. İlk günler yalnız hissedebilirsiniz. Hatta “Ben burada ne yapıyorum?” diye düşündüğünüz zamanlar olabilir.
Bunların hiçbiri başarısız olduğunuz anlamına gelmez.
Yeni bir hayata alışıyorsunuz.
Hata yapmanıza da, fikrinizi değiştirmenize de, yardım istemenize de izin verin kendinize.
Anne-babalara ise çağrım şu:
Çocuğunuzun hayatından çekilmeyin; hayatının merkezinden bir adım geri çekilin.
Ona sürekli “Ben buradayım” deyin ama “Ben senin yerine düşünürüm” demeyin.
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı, hayatları boyunca onların yerine karar veren ebeveynler değil; kendi kararlarını verebileceklerine inanan ebeveynlerdir.
Belki bu yıl üniversiteye giden çocuklarımız için yeni bir dönem başlıyor.
Ama aslında anne-babalar için de başka bir dönem başlıyor:
Çocuğumuzu kontrol etmekten, ona güvenmeye geçme dönemi.
Çünkü büyütmek, çocuğu kendimize benzetmek değil; bir gün biz olmadan da kendi ayakları üzerinde durabileceği bir insan yetiştirmektir.
Ve belki de gerçek ebeveynlik, çocuk evden ilk kez ayrıldığında başlar:
Onu bırakabilmek ama asla yalnız bırakmamak.
Hayata dokunan her hikâye, değişimin ilk adımıdır.


