“Cezaevleri Adaletin Değil, Zulmün Kalesi Hâline Geldi!”

“Cezaevleri Adaletin Değil, Zulmün Kalesi Hâline Geldi!”

CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, Türkiye’de cezaevlerinde artan hak ihlallerine dikkat
çekerek, mevcut durumu “insan onuruna aykırı” olarak nitelendirdi. Özellikle Metris Cezaevi’nde
yaşanan sağlık skandallarını örnek gösteren Meriç, adalet sistemindeki çöküşün yalnızca yargı
salonlarında değil, cezaevi duvarları arasında da kendini açıkça gösterdiğini söyledi.

Sistematik Eziyet ve Göz Yumulan İnsanlık Suçları
Meriç’in gündeme taşıdığı en çarpıcı noktalardan biri, Metris Cezaevi’nde tutulan yurttaşların yaşadığı
ağır sağlık sorunlarıydı. Tüberküloz, Parkinson, kalp rahatsızlıkları, bipolar bozukluk ve geçmişte
travma yaşamış birçok mahpusun tedaviye erişiminin engellendiğini belirten Meriç, bu kişilerin
ilaçlarına dahi ulaşamadığını ifade etti. Aynı zamanda, mahpuslara yönelik kötü muamelenin
sürdüğünü, görüş ve iletişim haklarının keyfi biçimde kısıtlandığını, eğitim haklarının ise tamamen
gasp edildiğini vurguladı.
Bu durumun yalnızca Metris’le sınırlı olmadığını, ülke genelindeki cezaevlerinde de benzer tabloların
yaşandığını belirten Meriç, “Artık mesele bireysel hatalar değil; yaygınlaşan bir çürümenin ve
sistematik ayrımcılığın sonucudur” dedi.

Cezaevleri Kapasitesini Aştı, Hukuk Alarm Veriyor
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de cezaevlerinin toplam kapasitesi
299 bin kişi. Ancak hâlihazırda cezaevlerinde 371 bin 587 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bu da
kapasitenin yüzde 24 oranında aşıldığını gösteriyor. Aşırı doluluk yalnızca fiziksel koşulları değil; temel
haklara erişimi de ciddi biçimde etkiliyor.
İnsan Hakları Derneği’nin 2022 yılı raporuna göre, cezaevlerinde en az 1.517 hasta mahpus bulunuyor
ve bunların 651’i ağır hasta statüsünde. Ancak özel tedavi imkânları bir yana, mahpuslar en temel
sağlık hizmetlerinden bile yoksun. Meriç bu tabloyu, “Devlet, vatandaşının yaşam hakkına gözünü
yummuş durumda. Üç maymunu oynamak artık bir tercih değil, bilinçli bir politika hâline geldi”
sözleriyle eleştirdi.

Anayasa Raflarda, Haklar Kâğıt Üzerinde Kaldı
Meriç, Ceza İnfaz Kanunu’nun 6. maddesi ile Anayasa’nın 17. maddesini hatırlatarak, cezaevinde
bulunan herkesin insan onuruna uygun muamele görme hakkına sahip olduğunu vurguladı. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 10. maddelerinin de açıkça ihlal edildiğini belirten Meriç, “Bu
ülkede ceza artık sadece özgürlüğün kısıtlanması değil; insanlık onurunun da sistematik olarak yok
edilmesidir” dedi.

Gençler, Kadınlar, Aileler: Mağduriyet Büyüyor
Meriç, cezaevlerinde bulunan kişilerin yalnızca suçlular olmadığını, barışçıl eylemlere katılmış gençler,
ailesine bakan yurttaşlar, üniversiteye hazırlanan öğrenciler ve hasta yakınları gibi birçok insanın da

temel haklardan mahrum bırakıldığını ifade etti. Bu insanların adalet değil, keyfiyetin mağduru
olduğunu belirterek, “Bugün cezaevlerinde tutulanlar, hukuk devletinin değil; vicdansız bir sistemin
kurbanlarıdır” dedi.

COVID İnfaz Yasası: Eşitsizlik ve Keyfiyetin Yasası
Meriç, 31 Temmuz’da yürürlüğe giren COVID İnfaz Yasası’na da sert eleştiriler yöneltti. Bu
düzenlemenin adalet duygusunu zedelediğini, eşitlik ilkesinin hiçe sayıldığını ve keyfi ayrımlar
yaratıldığını söyledi. Suçun niteliği yerine, cezanın türüne ve yargılama sürecinin hızına göre ayrım
yapılmasının adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığını vurguladı. “Devletin yargıdaki yavaşlığı
vatandaşa ceza olarak döndü. Hukuk devleti ilkesi açıkça çiğnendi” diyerek yasanın uygulama biçimini
eleştirdi.

“Bu Karanlık Düzenin Karşısında Sessiz Kalmayacağız”
Melih Meriç, açıklamasını Adalet Bakanlığı’na, Cezaevi İzleme Kurulları’na ve Türkiye İnsan Hakları
ve Eşitlik Kurumu’na çağrıyla sonlandırdı:
Ceza, insanlık onurunun yok edilmesi değildir. Cezaevlerinde tutulan her bireyin sağlık, yaşam,
savunma ve eğitim hakkı vardır. Bu ihlallerin hiçbir gerekçesi olamaz. Biz bu sürecin takipçisiyiz. Hiçbir
yetkili, bu adaletsizliklerin gölgesinde hukukun arkasına saklanamaz. Cezaevlerindeki utanç
durdurulmalıdır. Hukuk yalnızca güçlü olan için değil, mazlum olan için de var olmak zorundadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu