
İyi İnsan Olmanın Görünmeyen Bedeli: Kendini İhmal Etmeden Var Olmak
“İyi insan” olmak çoğu zaman güzel bir özellik gibi anlatılır. Yardım eden, kırmamaya çalışan, anlayış gösteren, ihtiyaç duyulduğunda yanında olan kişiler toplum içinde değer görür. Ancak bu tanımın içinde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: İnsan başkalarına iyi gelmeye çalışırken kendisine zarar vermeye başlıyorsa, orada iyilikten çok öz ihmal vardır.
İlişkilerde, aile yaşamında ve iş hayatında denge kurabilmek yalnızca başkalarını düşünmekle mümkün değildir. Kişinin kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve kapasitesini de dikkate alması gerekir. Aksi halde iyi niyetle başlayan davranışlar zamanla zorunluluğa dönüşür. İnsan artık gerçekten istediği için değil, suçluluk hissetmemek için kabul eder. Destek olmak istediği için değil, kötü görünmekten çekindiği için sorumluluk alır.
Bu durum en çok “hayır” demekte zorlanan kişilerde görülür. Bir çalışan, ekip arkadaşları zor durumda kalmasın diye sürekli fazladan iş üstlenebilir. Başta bu davranış takdir edilir; fakat zamanla beklenti haline gelir. Kişi kendi iş yükünü, dinlenme ihtiyacını ve özel hayatını geri plana atmaya başladığında ise yaptığı şey artık yalnızca yardım etmek değildir. Kendi sınırını koruyamamaktır.
Benzer bir durum aile içinde de yaşanır. Kimi insanlar evde herkesin duygusunu, ihtiyacını ve beklentisini düşünürken kendi içinden geçenleri sürekli erteler. Kimse üzülmesin, ortam bozulmasın, yanlış anlaşılma olmasın diye susar. Fakat susmak her zaman olgunluk değildir. Bazen insanın kendini ifade etmekten vazgeçtiğinin göstergesidir.
İyi görünme çabası da bu yorgunluğu besler. “Beni bencil sanmasınlar”, “Kırıcı olmayayım”, “Benden bekleneni yapmalıyım” düşünceleri kişinin kararlarını etkiler. Böyle olduğunda insan kendi isteğini duymakta zorlanır. Ne istediğini sormadan önce, başkalarının ne düşüneceğini hesaplamaya başlar. Bu da zamanla içsel bir uzaklaşma oluşturur.
Kendini sürekli geri plana atan kişilerde bir süre sonra kırgınlık, isteksizlik, tahammülsüzlük veya yoğun yorgunluk ortaya çıkabilir. Çünkü insanın görmezden geldiği ihtiyaçları tamamen kaybolmaz. Dinlenme ihtiyacı, takdir edilme isteği, anlaşılma beklentisi ve kendi alanına sahip olma arzusu bastırıldıkça daha ağır hissedilir. Kişi dışarıdan uyumlu görünürken içeride sessizce tükenebilir.
Sınır koymak bu nedenle soğukluk ya da bencillik değildir. Tam tersine, daha sağlıklı ilişkiler kurmanın temel yollarından biridir. “Bunu şu an üstlenemem”, “Bugün dinlenmeye ihtiyacım var”, “Bu konuda böyle düşünmüyorum” diyebilmek, insanın hem kendisine hem karşısındakine karşı daha dürüst olmasını sağlar. Netlik, çoğu zaman ilişkileri bozmaz; belirsizliği ve biriken kırgınlığı azaltır.
Elbette insan yalnızca kendini düşünerek yaşayamaz. Hayat paylaşmak, destek olmak, sorumluluk almak ve zaman zaman fedakarlık göstermek üzerine kuruludur. Ancak bunların sürdürülebilir olabilmesi için tek taraflı hale gelmemesi gerekir. Sürekli veren, sürekli anlayan, sürekli idare eden kişi bir süre sonra kendi hayatının merkezinden uzaklaşır.
Kişisel farkındalık tam da burada önem kazanır. İnsan kendisine şu soruları sorabilmelidir: Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa mecbur hissettiğim için mi? Bu sorumluluk bana mı ait, yoksa alışkanlıkla mı üstleniyorum? Hayır dersem gerçekten kötü biri mi olurum, yoksa sadece kendi sınırımı mı korumuş olurum?
İyi insan olmak, herkesin beklentisine yetişmek değildir. Sürekli susmak, her şeyi kabul etmek, kendi ihtiyacını yok saymak da erdem değildir. Gerçek iyilik; başkasını önemserken kendini unutmamak, destek olurken kendi gücünü de hesaba katmak ve ilişkilerde daha dürüst bir denge kurabilmektir.
Belki de artık iyiliği biraz daha gerçekçi bir yerden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü insan kendine adil davranmadığında, başkalarına sunduğu iyilik de zamanla yük haline gelir.
Peki biz iyi insan olmaya çalışırken, kendimize ne kadar iyi davranıyoruz?
Seda ARPACI
Kişisel Gelişim Uzmanı / Eğitmeni



