
Sadece Üniversiteler Değil, Hayaller de Yerleşti
Bugün binlerce genç, hayatının önemli dönemeçlerinden birinde telefon ekranına baktı. Kiminin yüzünde büyük bir gülümseme, kiminin gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Birileri yıllardır istediği üniversitenin adını gördü, birileri ise “Neden olmadı?” sorusuyla baş başa kaldı. Aileler de en az çocukları kadar heyecanlıydı. Kimi gururla aradı yakınlarını, kimi çocuğunun üzülmemesi için güçlü görünmeye çalıştı. Oysa bugün açıklanan şey yalnızca bir yerleştirme sonucu değildi. Bugün, toplum olarak gençlerimize başarıyı nasıl tarif ettiğimiz de bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü biz çoğu zaman bir gencin başarısını bir üniversite adıyla, bir bölümle, bir puanla ve sonunda sahip olacağı meslekle ölçüyoruz. “Nereye yerleştin?” sorusunu çok kolay soruyoruz; ama “Sen aslında ne yapmak istiyorsun?” sorusunu daha az soruyoruz. Belki de asıl mesele tam burada başlıyor. Bir genç hukuk kazandığında onu tebrik ediyoruz, tıp kazandığında gurur duyuyoruz, mühendislik kazandığında geleceğinin garanti olduğunu düşünüyoruz. Peki ya daha az bilinen bir bölümü seçen, bir mesleği akademik eğitim yerine deneyimleyerek öğrenmek isteyen, girişimcilik hayali kuran ya da yeteneği sınav puanına sığmayan genç? Onun başarısını nasıl tanımlıyoruz? Üstelik bugün üniversiteye yerleşen gençlerin önemli bir kısmı, birkaç yıl sonra bambaşka bir dünyaya adım atacak. Yapay zekânın meslekleri dönüştürdüğü, bazı işlerin ortadan kalkarken hiç bilmediğimiz yeni işlerin ortaya çıktığı bir dünyaya… Dolayısıyla belki de çocuklarımızı yalnızca “hangi bölümü kazanacak?” sorusuyla değil, “değişen dünyada hangi becerileri geliştirecek?” sorusuyla düşünmemiz gerekiyor. Burada özellikle iş dünyasına büyük bir görev düşüyor. Çünkü üniversite ile iş hayatı arasındaki mesafe ne kadar açılırsa, gençlerin mezuniyet sonrası kaygısı da o kadar büyüyor. Bir genç dört yıl boyunca eğitim alıyor, ancak mezun olduğunda sektörün kendisinden ne beklediğini ilk kez öğreniyorsa ortada yalnızca gençlerin değil, sistemin de sorgulanması gereken bir durum vardır. Gaziantep gibi üretimin, girişimciliğin ve ticaretin güçlü olduğu bir şehirde bunun çok daha farklı olması mümkün. Bir öğrencinin henüz üniversite sıralarındayken bir fabrikanın üretim hattını görmesi, bir işletmenin nasıl yönetildiğini öğrenmesi, bir girişimcinin hikâyesini dinlemesi, gerçek bir projede sorumluluk alması yalnızca kariyerine değil, özgüvenine de yatırım olacaktır. Çünkü gençlerin ihtiyacı yalnızca diploma değil; kendilerini gerçek hayatın içinde sınayabilecekleri alanlardır. Belki de bugün üniversite kazanan bir gence verebileceğimiz en güzel mesaj “Artık geleceğin garanti” değil, “Artık kendini keşfetme yolculuğun başlıyor” olmalıdır. Üniversiteye yerleşemeyen genç için de aynı şeyi söylemek gerekir. Bir sınav sonucu, insanın zekâsını, karakterini, üretkenliğini, merakını ya da hayattaki potansiyelini tek başına belirleyemez. Bazen hayatın en güçlü hikâyeleri, ilk tercihte yerleşemeyenlerin yeniden kurduğu hayatlardan çıkar. Çünkü insanın hayatında bazı kapılar kapanırken, hiç düşünmediği başka kapılar açılabilir. Bugün sonuç ekranına bakarken belki de çocuklarımızdan önce kendi başarı anlayışımıza bakmalıyız. Onlara sürekli “Ne kazandın?” diye sormak yerine bazen “Ne üretmek istiyorsun?”, “Neyi iyi yapıyorsun?”, “Nasıl bir insan olmak istiyorsun?” diye sormalıyız. Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca üniversite sıralarında değil; merak eden, deneyen, hata yapmaktan korkmayan ve ürettiğinin değer gördüğünü hisseden gençlerin zihninde şekillenir. Bugün bazı gençler üniversitelere yerleşti. Bazıları yerleşemedi. Ama aslında hiçbirinin hayatı bugün başlamadı ve hiçbirinin hayatı bugün bitmedi. Belki de bugün yapılması gereken, kazananı alkışlayıp kazanamayanı teselli etmekten biraz daha fazlasıdır. Bugün gençlere şunu hissettirmektir: Sen yalnızca kazandığın bölüm değilsin. Sen yalnızca aldığın puan değilsin. Sen yalnızca yerleştiğin üniversite değilsin. Ve belki de toplum olarak gençlere verebileceğimiz en büyük özgürlük, onların hayatlarını tek bir sınav sonucuna mahkûm etmemektir. Çünkü geleceği yalnızca üniversite mezunları değil, kendini tanıyan, yeteneğini geliştiren ve üretebildiği alanda değer gören insanlar kuracak. sonuçlar açıklandı. Şimdi asıl sınav başlıyor: Gençler için Türkiye olarak nasıl bir gelecek hazırlayacağız?
www.rezonansdanismanlik.com
Mücella Hasırcı Erçalık



